
Bir
tyrannosaurus rex (dinozor) veya büyük bir
böcek yaratmak- bu şeylerin bir zaman yaşamış
olması veya belli bir tanımı olması açısından-
değişik bir şey. Ama bir insanın kafasında
canlandırdığı hayali veya doğaüstü şeyleri
anlatırken bu avantajlardan yararlanamıyorsunuz.
Jan De Bont'un ve Steven Spielberg'in kafalarında
tasarladıkları fikirleri yaratmak için çok
yetenekli programlar ve filmde gerçek görünmeleri
için süper yüksek çözünürlükteki grafikler
kullanmak gerekti. Yaptığımız şey, bir karakterin
modelini oluşturup onu sahneye eklemek değildi.
Üzerinde
durduğumuz
sorular ise mesela "Bir hayalet neye
benzer?" gibi şeylerdi. Daha sonra
bunu oluşturmak için bilgisayarlarda ne
gibi işlemlerden geçmesi gerektiğini planlamak
gerekiyor. Kullandığımız yeni teknoloji
bile bu aşamaları kolaylaştırmadı.
Bir
dinozor veya böcek yaratırken başlangıçta
oluşturduğunuz modeli tekrar tekrar kullanma
avantajına sahipsiniz. Ama The Haunting
gibi doğaüstü efektlerin ve çevre efektlerinin
bu kadar çok olduğu bir filmi, bu kısıtlı
zamanda bitirmek kendi açımdan oldukça zorlayıcı
oldu.
Evin
canlılığını belirten başka ne gibi olaylara
tanık oluyoruz?
Nell'in
saçının görünmez bir varlık tarafından Carolyn
Crane'nin saçı haline geldiği bir sahne
var. İlk önce bu sahneyi aktrisin
saçına bağladığımız teller ile yapmayı düşündük
ama animasyonla yapabileceğimiz
kadar etkili olmayacağını gördük. Sonuçta
saçı dijital olarak bilgisayarda yarattık.
|
 |
|
|
"Dijital Saç"
|
Sanırım
filmde çok ilginç bir gölgeleme çalışması
da var.
Evet.
Nell'in odasının mimarisinde, gözlerini
Nell'e diken hayalet gölgeler var.
Peki
Nell'in yatak odasında geçen sahne için
ne diyeceksiniz?
Bu
sahne filmin üçüncü bölümü olarak adlandırabileceğim
bölümün başında geçiyor. Artık evin canlı
olduğuna dair şüphe kalmamıştır ve Hugh
Crane'nin varlığı Nell'e sahip olmaya çalışmaktadır.
Bütün sahne çocuklarının karabasanlarında
olduğu gibi sanki Nell tüm olan biteni hayal
ediyormuş gibi çekildi. İlk başta herşey
yolunda sanıyorsunuz sonra birden nesneler
değişmeye ve tavan
içe doğru bükülmeye başlıyor. Sahne ilerledikçe
Hugh Crane'nin varlığı tavanda beliriyor
ve kendini Nell'e doğru itmeye başlıyor.
Tüm bunlar bir halisünasyon tarzında izleyiciye
aktarılıyor.
Peki
Nell'in yatak odasında geçen sahnede, inşa
edilen bir set mi kullanıldı?
Evet
ilk başta böyle bir seti kullandık. Daha
sonra tavanın hareketlendiği ve canlandığı
sahnede kendi oluşturduğumuz setleri kullandık.
Peki
animatörleriniz Hugh Crane'nin devasa suratını
yaratırlarken çizimlerden mi faydalandılar?
Bunun
için Charles Dunning adlı bir oyuncu ile
anlaşıldı. Birçok fotoğraf çekimi yapıldı
ve bu fotoğraflar scan edilerek animatörlere
kullanmaları için verildi.
Peki
Dunning'in yüz hareketlerini bilgisayara
aktarmak için "motion capture"
yöntemi uyguladınız mı?
Hayır,
sadece yüzünü bilgisayara scan ederken bir
referans olarak birkaç temel hareket yapmasını
istedik. Eğer bu aşamada "motion capture"
kullansaydık bu filme inandırıcı bir biçimde
yansımazdı. Amacımız yaratılan hayali dünya
ile insan yüzü arasında bir köprü oluşturmaktı.
Bunu yapmak için de tamamen elle yapılan
key-frame animasyonu dediğimiz tekniği kullanmak
gerekiyordu. Bu derece ayrıntıya, "motion
capture" ile kesinlikle ulaşamazdık.
Bir
insan yüzüne tamamen elle animasyon kazandırmak
hangi şartta olursa olsun en zor animasyonlardan
biri olmalı.
Bunu
tahmin bile edemezsiniz. Korkunç bir şey.
Bu
iş kulağa bir işkence gibi geliyor. Bu iş
için size yeteri kadar ödüyorlar mı?
Hiçbir
zaman yeteri kadar ödemezler.
Önceki
Sayfa
Özel
Efekt Ana Sayfa