1999
Yılı
Neresinden bakılırsa bakılsın
sinemaseverler için unutulmayacak bir yıldı 1999... Yabancı
filmlerde Avrupa sinemasına ( seçkin örneklerin bile bazılarına
) ulaşmak pek mümkün olmasa da Amerikan filmlerinin -özellikle
gişe beklentisi yüksek filmlerin- hepsini gördük. Türk sineması
için ise tek kelime ile "olağanüstü" bir yıldı. Yine çok
film gösterime girmese de, girenlerin hemen hepsi "iyi"
filmlerdi ve seyircisini tatmin etti.
99
yılı ülkemiz için Brad Pitt ile başlayıp bitti denebilir.
Türkiye' de 1999' un ilk ayında gösterime giren ( ve zannımca
bir talihsizlik olan ) "Meet Joe Black" sadece o ayın değil,
tüm yılın en çok seyredilen filmlerinden biri oldu. Aynı
şekilde Ephron-Hanks-Ryan üçlüsünü ( "Sleepless in Seattle"
dan sonra ) ikinci kez bir araya getiren "You' ve Got Mail"
filmi de Ocak ayında vizyona girdi ve o da sezonun en çok
seyirci toplayan filmlerinden oldu. Brett Retner imzalı
"Rush Hour", bizi Catherine Zeta-Jones ile ( iyi ki ! )
tanıştıran "The Mask of Zorro" ( Martin Campbell ) ve "Soldier"
( Paul Anderson ) gibi gişe filmlerine karşın bence Ocak
ayının en iyi filmi "Welcome to Sarajevo" ile belleğimize
yerleşmiş olan Michael Winterbottom' ın "I Want You" su
oldu. Büyük üstad Ken Loach da, "My Name is Joe" ile seyircisini
ikiye bölse de benim görüşüme göre yine iyi bir iş çıkarmıştı.
Şubat
ayı ise benim için yılın en unutulmaz ayı idi. Zira 20 yıldır
özlemle yolunu gözlediğimiz büyük usta, efsane Terrence
Malick "The Thin Red Line" ile sinemaya geri döndü. Sinemada
tam 5 kez gördüğüm bu film zannımca yalnız 99' un yahut
90' lı yılların değil, tüm sinema tarihinin en büyük başyapıtlarından
ve en iyi 10 filminden biriydi ( Benim için "Andrey Rublev"
den sonra ikincisi ). Bu filmin ardından bu ay için artık
ne dense boş ama uzun süre yönetmen yardımcılığı yaptıktan
sonra ilk uzun metrajını çeken Erick Zonca' nın "La Vie
Revee Des Anges ( Meleklerin Düş Yaşamı )" filmi ile Tarantino'
nun kameramanı Ziad Doueiri' nin yine ilk uzun metrajı "West
Beyruth" Şubat' ın hoş sürprizleriydi. Hayal kırıklığı yaratan
Van Sant imzalı "Psycho", unutulmaz planlar yaratmayı hep
becermiş olan görüntü ustası Tony Scott' ın yine enteresan
kurgusu ile seyircisini şaşırtan "The Enemy of the State"
i, Stephen Norrington' ın şiddet ve aksiyon soslu vampir
filmi ( ve "Matrix" in kuzini ) "Blade", Denzel Washington
ile Bruce Willis' ı buluşturan "The Siege", Julia Roberts
ve Susan Sarandon' ı buluşturan "Stepmom", Robin Williams'
ın yaş tahtaya bastığı Vincent Ward imzalı "What Dreams
May Come" ve Eddie Murphy' nin pek ilgi toplayamadığı, Stephen
Herek imzalı "Holy Man" Şubat ayının diğer filmleriydi.
Mart
ayı ise sezonun sonlarına doğru iyiden iyiye hareketlenmenin
gözlendiği bir aydı. Kuşkusuz en önemli gelişme Türk sinemasının
yüz akı, büyük usta Yılmaz Güney' in Altın Palmiyeli filmi
"Yol" un yeniden gösterime girmesiydi. Bir başyapıt olmamakla
birlikte ne kadar eskimez, ne kadar unutulmaz bir film olduğunu
yeniden anlamış olduk böylece. Yerli kulvarda "Yol" un rakibi
ise Kemal Sunal-Metin Akpınar ikilisinden güç alan ve orta
karar bir film olan ( ve eleştirmenlerce yerden yere vurulan
) "Propaganda" idi. Bu film de yılın box-office listesinde
ilk 10' da...Ecnebi yapımlardan ise en çok seyredilen ve
beğenilen film Spielberg' ün ( yine milliyetçilik kokan
) "Saving Private Ryan" ı oldu hiç şüphesiz. Bu filmin özellikle
( artık bir efsane olan ) ilk 24 dakikası akıllardan çıkmayacak
nitelikteydi. Ayın en iyi filmi ise 5 yıllık aradan sonra
sinemaya geri dönen "çok büyük" usta Peter Weir' ın amansız
bir medya eleştirisi yapan "The Truman Show" u oldu. Jim
Carrey' nin, gayet ciddi rolündeki oyunculuğu ile takdir
topladığı bu film kimilerince başyapıt ilan edilse de, senaryosu
( biraz da inanılmaz güzellikte ve orijinallikteki öyküsünün
kurbanı olarak ) bariz boşluklar taşıyordu. Mel Gibson'
lı "Payback", John Carpenter' ın hayranlarını tatmin etmeyi
başardığı "Vampirler", iyi bir dönem filmi olan, oyunculukları
ve kostümleriyle hatırlanacak olan Shekkar Kapur imzalı
"Elisabeth" ve yine Robin Williams' lı "Patch Adams" ayın
diğer dikkat çeken yapımlarıydı. Bir de ay sonunda Akademi
ödüllerini toparlayarak ( tıpkı "English Patient" gibi )
"bu ödüller yine kapışa mı gitti de bu film bu kadar ödül
aldı?" dedirten, ( ülkemizin eşine az rastlanır felaketlerinden
olan Doğuş isimli şarkıcıya olan benzerliği ve abartılı
oyunculuğu ile uyuz olduğum ) Joseph Fiennes' ın baş rolde
olduğu, John Madden imzalı "Shakespeare in Love" vardı tabiî...
Nisan
ayını şahsen ben Akademi' ye küfür ederek geçirdim. "The
Thin Red Line" ın tam yedi adaylığından hiç birini kazanamamasından
dolayı değil ama ( bunu adım gibi biliyordum çünkü ) en
iyi erkek oyuncu ödülünün Benigni' ye, kadın oyuncu ödülünün
Paltrow' ya gitmesi akademi ödüllerinin haysiyetinin artık
dibe vurmasını "sağladı" kanaatimce... Ayın en enteresan
filmi müzikseverleri mest eden soundtrack' i, çok başarılı
dönem tasviri ve oyunculuklarıyla "Velvet Goldmine" oldu.
Benigni' yi bizlere tanıtan, yine epeyi bir seyirci çeken
ve zannımca orta karar olan "La Vita é Bella", tüm zamanların
en iyi oyuncularından biri olmaya aday olan Edward Norton'
ın oynadığı ve kendisine özel bir hayran kitlesi edinen
ırkçılık karşıtı "American History X" ( Tony Kaye ), Bullock-Kidman
ikilisini bir araya getiren ( "Addicted to Love" ile çok
iyi bir "ilk film" yapmış olan ) Griffin Dunne' ın bu sefer
kesmediği "Practical Magic", Kevin Costner için "keşke yapmasaydım"
zincirine bir halka daha anlamına gelen ( zincirin uzunluğunu
sormayın ) "Message in a Bottle", Irwin Winkler' ın yönettiği
( Val Kilmer ve Mira Sorvino' lu ) tatsız "At First Sight"
ve iyi kadrosuyla dikkat çeken Des McAnuff imzalı "Cousin
Bette" Nisan ayının diğer dikkat çeken filmleriydi.
En
kısır aylardan biri olan Mayıs' ın en dikkat çeken filmi
Nic Cage' in şenlendirdiği, keşke hiç sinemaya bulaşmasaydı
dediğim ender yönetmenlerden biri olan ( son iki bölümdür
Batman' e de bulaştı ve kendine benzetti ) Joel Schumacher'
ın "setteki ışıkları karartırsam hem tasarruf ederim, hem
de karanlık yüzünden belki "Se7en" gibi bu filmi de severler"
gibisinden bir zihniyetle kotardığını sandığım "8 MM" oldu.
Yine kendisine özel bir hayran kitlesi edinen, soundtrack
albümüyle dikkat çeken, Robert Rodriguez imzalı "The Faculty",
"Uzay Yolu" meraklılarına bile tat vermeyen "Star Trek:
Insurrection", Adam Sandler' lı "The Waterboy" ve tek güzellik
olarak Charlize Theron' ı ihtiva eden, çocukları eğlendirmek
şöyle dursun, korkutmak için yapılmış izlenimi veren "Mighty
Joe Young" diğer filmlerdi...
Haziran
ayının en önemli filmi Steven Zaillan' ın yazıp yönettiği,
haysiyetli "A Civil Action" dı. Zaillan' ın ne kadar usta
bir yazar olduğunu ( bir kez daha ) kanıtlayan, yönetmenliği
içinse fazlasıyla umutvar olmamızı muştulayan ve kusursuz
oyunculuklarıyla aklımıza kazınan bir filmdi "A Civil Action".
Eleştirmenleri ikiye bölen, seyirciyi ise tatmin eden, Gary
Ross imzalı ( benim göremediğim ) "Pleasentville", Zeta-Jones
ve Connery' li usta işi "Entrapment" ( Jon Amiel ), bir
bahar meltemi gibi gelip geçen Michelle Pfeiffer' lı "The
Deep End of the Ocean" ( Ulu Grosbard ), Roger Kumble' ın
sadece lise gençliğini tavlayan filmi "Cruel Intentions",
ofis yaşamını çok çok iyi tasvir eden "Office Space" ve
Sidney Lumet' nin, Sharon Stone' a rağmen haz vermeyen "Gloria"
sı ( bir film Sharon Stone' a rağmen nasıl haz vermez ya
! ) ayın diğer filmleri oldu...
Temmuz-Ağustos
döneminin en iyi filmi çağın hastalığı "yabancılaşma" sorununa
başarıyla eğilen, John Turturro' nun inanılmaz bir oyun
çıkardığı, bağımsız yönetmen Tom DiCillo' nun 96' da çektiği
ama bizim daha yeni gördüğümüz "Box of Moonlight" oldu.
Ron Howard' ın medya eleştirisi yaparken romantik bir öykü
de anlatmaya çalıştığı ama dozunu biraz fazla kaçırdığı
"Ed TV", Ramis' in DeNiro ve Crystal' ı buluşturan mafya
parodisi "Analyze This", Lumet' nin modern tıbbı taşladığı
"Critical Care" ve Eastwood' un form düşüklüğü gösterdiği
"True Crime" yazın diğer nitelikli yapımlarıydı. Seyredenlere
"niye yapılmış olabilir?" sorusunu sorduran Brosnan ve Russo'
lu "The Thomas Crown Affair" ( McTiernan ), "I Still Know
What You Did Last Summer" ( Danny Cannon ), "A Night at
the Roxbury" ( John Fortenberry ), "The Other Sister" (
Gary Marshall ) ve "Virus" ( John Bruno ) gibi filmlerin
yanı sıra orta karar olan "Wing Commender" ( Chris Roberts
), "Babe: Pig in the City" ( George Miller ) ve "One True
Thing" ( Carl Franklin ) ayın diğer filmleri oldu...
Eylül
ayında ülkemizde "The Matrix" efsanesinin doğuşuna birlike
tanıklık ettik. Bu film onlarca yıl sonra bile yüzyılı kapatan
film olarak hafızalardan çıkmayacak ve efsane olmayı sürdürecek...
Doğal olarak ülkemizde en çok seyredilen film de "The Matrix"
oldu. Ayın diğer iyi filmi ise Sam Raimi' nin çektiği, oyunculukları
ve atmosferi ile hafızalarda yer eden, çok başarılı "A Simple
Plan" idi. Türk sineması için ise bombaların patlamaya başladığı
aydı Eylül ve "Harem Suare" düştü sinemalara. Çok iyi bir
yönetmen olan Ferzan Özpetek yine "iyi" bir filme imza atmıştı..
Affleck ve Bullock' u bir arya getiren "Forces of Nature",
Andy Garcia ve Andie MacDowell' ı buluşturan "Just the Ticket"
ve Julia Roberts-Richard Gere ikilisini tekrar bir araya
getiren "Runaway Bride" ile romantik komedi türü sezona
hızlı girdi. "10 Things I Hate About You" ( Gil Junger )
ve "Universal Soldier: The Return ( niyeyse? )" ( Mic Rodgers
) filmleri ise ilgi toplayamadı...
Ekim
ayı "Star Wars" ayıydı. Prequel üçlemesinin ilk bölümü olan
"The Phantom Menace" yılın en iyi filmlerinden biri oldu
doğal olarak... Bu modern sinema şaheserinin ülkemizde 500.000
kişi tarafından izlenmesi ise ancak bir skandal olarak nitelendirilebilir.
Yalnız yılın değil, yüzyılın "bombası" "The Blair Witch
Project" felaketi de ülkemize Ekim ayında uğradı. Hugh Grant-Julia
Roberts' lı iyi bir kadroyu Roger Mitchell' ın yönettiği
"Notting Hill" romantik komedi türünün 90' lardaki en iyi
örneklerinden biriydi zannımca. Sinema tarihinin en büyük
yönetmenlerinden Stanley Kubrick' in ( her anlamda ) son
filmi "Eyes Wide Shut" yine eleştirmenleri de, seyircileri
de ikiye böldü ( Eleştirmenler bu filmi eleştirmekten kaçındılar,
"çözemediğimiz bir şey kalmıştır" diye...). Ama her şeye
rağmen herkes "iyi" bir film olduğunu kabul etti. Frak Oz'
un Eddie Murphy-Steve Martin' li "Bowfinger" ı ve yine Adam
Sandler' lı "Big Daddy" ( Dennis Dugan ) de ayın iyi filmleriydi.
Ayın Türk filmi kontenjanında ise "Üçüncü Sayfa" vardı.
Türk sinemasının yüz aklarından bir diğeri olan Zeki Demirkubuz'
un son filmi, sezonun da en iyi Türk filmlerinden biriydi.
"Inspector Gadget" ( David Kellogg ) saçma sapan bir film
olarak kayıtlara geçerken, "Switchback" ( Jeb Stuart ) beklenen
ilgiyi çekemedi.
Kasım
ayı adı büyük, kendisi küçük filmlerin cirit attığı bir
ay oldu: "A Midsummer Night' s Dream" ( Michael Hoffman
), "The Haunting" ( Jan De Bont ), "Instinct" ( Jon Turteltaub
), "Deep Blue Sea" ( Renny Harlin ), "Wild Wild West" (
Berry Sonnenfeld ) ve sezonun felaketlerinden "Asansör"
( Mustafa Altıoklar )... Ayın en iyi filmi ise bir Türk
filmi oldu: "Salkım Hanım' ın Taneleri". Tomris Giritlioğlu'
nun filmi, inanılmaz oyuncu kadrosunun başarılı performanslarıyla
dikkat çekti. "There' s Something About Mary" nin izinden
giden "An American Pie" ( Paul Weitz ) da gençleri mest
eden, çok komik bir filmdi.
Yılın
son ayı en verimli aylardan biriydi. Bir kere günümüzün
en iyi yönetmenlerinden biri olan David Fincher' ın son
filmi "Fight Club" her yönden unutulmaz bir film oldu ve
bir klasik mertebesine yükseldi ( Ama zaafları yok değildi
). Sezonun en iyi Türk filmi olan "Mayıs Sıkıntısı" Nuri
Bilge Ceylan' ın minimal sinemasının verimli örneklerinden
biriydi ve zannımca 90' lı yılların da en iyi Türk filmi
"Mayıs Sıkıntısı" dır. Çok iyi bir yönetmen olduğunu kanıtlayan
Reha Erdem' in yılın en iyi ikinci Türk filmi olan "Kaç
Para Kaç" ı da yılın son ayında gösterime girdi. Orta kararlar
"The 13th Warrior" ( McTiernan ), "Life" ( Ted Demme ) ile
yine adı büyük kendi küçük "Random Hearts" ( Pollack ),
"Blue Streak" ( Les Mayfield ) ve "Teaching Mrs. Tingle"
ile kendisi çok çok küçük olan, rezalet "General' s Daughter"
( Simon West ) Aralık ayının diğer filmleriydi.
1999,
sinema tarihinin en büyük yönetmenlerinden ikisinin, Stanley
Kubrick ve Robert Bresson' un ebediyete intikal ettikleri
"kara" bir yıl olarak da hatırlanacak. Toprakları bol olsun...
Bana
göre yılın en iyi filmleri listesi ise şöyle:
1.
The Thin Red Line
2. Star Wars: The Phantom Menace
The Truman Show
Saving Private Ryan
5. Mayıs Sıkıntısı
Yol
Fight Club
The Matrix
Box of Moonlight
Notting Hill
11. Eyes Wide Shut
A Civil Action
A Simple Plan
Kaç Para Kaç
Üçüncü Sayfa
Harem Suare
Türk
Filmleri:
1. Mayıs Sıkıntısı
Yol
2. Kaç Para Kaç
Üçüncü Sayfa
Harem Suare
6. Salkım Hanım' ın Taneleri
Herkese
iyi yıllar...
sinefil@veezy.com
SİNEFİL
Film
eleştirilerinizi director@sinemafanatik.com
adresine gönderin bizde eleştrilerinizi yayınlayalım.
© 1998 - 2005 Sinemafanatik.com. Her Hakkı Saklıdır. İletişim adresi: director@sinemafanatik.com