20.
İstanbul Film Festivali
Festivalde
izlediğim filmler hakkında yorumda bulunmadan evvel,festivali
takip edenler arasında ki ömür törpüleyici vasıflarıyla
dikkatimi çekmiş bir kesime buradan iki çift lafım olacak.Nazik
olmak gerekirse "interaktif sinema izleyicisi" olarak adlandırabileceğimiz
bu kesimdeki izleyicilerin buluştukları ortak payda festival
dışında sinemaya gitmeyi aşağılayıcı bulan,40+ yaşlarında
ki kadınlardan oluşmaları .Festival zamanı geldiğinde altın
günlerinde toplanamamaktan kaynaklanan bir "geyik muhabbeti"
açıkları olduğundan,girdikleri filmlerdeki karakterlerin
her hareketinde "aferin çocuğa" "bak sen şu kızın yaptığına","cık
cık cık" gibi sesli olumlamalarda,tenkitlerde bulunup duruyorlar.Misal
vermek gerekirse,"Happy End" filminin sonunda adamın kadını
bıçakladığı bir sahnede yanımda ki kadın "hayvan herif!
diyerek tepkisini dile getirdi,akabinde yanında ki arkadaşı
öldürülen kadına bunu layık gördüğünden olsa gerek "haketti
ama" diye karşılık verdi...Ben "bu işin sonunda kan çıkacak"
diye düşünürken,filmin sonu geldi,ve filmin baş karakteri
odasında bebekle yapayalnız kaldığında son yorumu da patlattı
hanımefendi:"yaa,öldürür müsün kızcağızı,kalırsın böyle
kendi başına". Hani olura teknolojiyi keşfetmiş,ulaşım derdinden
kurtulmak amacıyla dedikodu platformunuzu sanal aleme taşımışınızdır,bu
yazıyı da şansa görürsünüz diye yazıyorum:Sinema kültür
işidir, yorumlarınızı çıkışa saklayın!
Herneyse,gelelim
festivale.Bu sene vakitsizlikten,ve biraz da parasızlıktan
sadece 3 filme gidebildim bütün festival boyu,ama 3 üde
birbirinden güzeldi,insana "iyi ki festival var" dedirtecek
cinsten.İlk olarak az evvel de değindiğim,"mutlu son".Güney
Kore den ji-woo jung isimli yönetmenin bir filmi.Klasik
anlamda bir aşk üçgeni filmi "mutlu son".Rahat,gösterişsiz,ama
yeri geldiğinde etkileyici bir anlatımla kotarmış filmini
jung.Evli iki insan arasında ki iletişimsizlik, ihanet,intikam
gibi klişeleşmiş konuları ele almasına rağmen,anlatımı,oyunculukları,ve
etkileyici finali sayesinde gözüme giren,insana "bu iyi
geldi" dedirten bir film.Yanlış hatırlamıyorsam,Beyoğlu
sinepopta "gelecek program" kısmında afişini görmüştüm,festivalden
sonra gösterime girerse izleyin derim.
İkinci
film ise yine uzakdoğu sinemasına dahil olmakla beraber
ilkinden tümüyle farklı bir filmdi,ve son zamanlarda izlediğim
en iyi filmlerden birisiydi:"Çin'in kuş insanları"ndan bahsediyorum.Bu
film aklıma geçen sene izleme fırsatı bulduğumuz tim roth
lu "animals" filmini getirdi.Büyük şehirin temposuna alışmış,genç
bir işadamıyla,bir yakuza mensubu,değerli taş madenlerini
araştırmak amacıyla çin in yun-nan bölgesine giderler..."Medeniyetten"
nasibini almamış,teknolojinin esamesinin okunmadığı ortaçağdan
fırlamış bu bölgede oralı bir rehberin önderliğinde çıktıkları
gezinin hikayesi,insanı teknoloji,uygarlık,yabancılaşma
gibi konular üzerine düşünmeye sevkediyordu...Üstüne üstelik
yönetmen Miike nin olağanüstü rejisi,Emir Kusturica'yı,ve
hatta garip gelecek ama bir kaç yerde de Guy Ritchie yi
anımsatan esprileri,ve görüntüleri filmin lezzetine lezzet
katıyordu.Umarım ticari gösterimde izleme fırsatı buluruz.
3. ve son filme gelelim:wong kar wai nin "Aşk Zamanı" Eğer
bir eşeklik edip,"güzel filmleri iki kategoriye ayır" dese
birisi bana,evvela o kişiye "eşşek herif" der,hemen akabinde
ise şöyle bir kategorizasyona girerim: Kimi filmler vardır,sinemadan
çıktığında seni gazman haline getirir,1-2 gün boyunca hayatında
izlediğin en güzel film olduğunu söylettirir,1 hafta boyunca
kendisi hakkında konuşturur.Ama artık söylenecek şeyler
bittiğinde,filmden iz kalmamıştır,o andan itibaren filme
eleştirel gözle bakmaya başlar,"o kadar da değilmiş" dersin.Bu
filmlere örnek mi?Braveheart ve jenerasyonumun her fırsatta
dillerine doladıkları,büyük bir fanatizmle savunma ihtiyacı
hissettikleri,halbuki platondan apartılmış,ama sağlam temellere
oturtulamamış felsefesiyle, eğlencelik bir aksiyon olmaktan
öteye gidemeyen "the matrix"... Ha bir de diğer grupta filmler
vardır:Bu filmlerden çıktığınızda içinizden film hakkında
bir yorum yapmak geçer;ama nafiledir,yapamazsınız.Çünkü
sersemlemişsinizdir. "Eee,görüntüler güzeldi,oyunculuklar
iyiydi" kabilinden amatör eleştirmen ayaklarıyla geçiştiremezsiniz,
ifade edemezsiniz filmin sizde uyandırdıklarını... Örnek
mi?Aslında Fellini'den,Antonioni'ye eski yönetmenlerin bir
çok filmi örnek verilebilir ama biz yakın tarihten birkaç
örnek verelim:"Barton Fink",Zeki Demirkubuz'un "masumiyet"
i,"Baraka" ve örnekler çoğaltılabilir tabii ama son olarakta
wong kar wai nin "aşk zamanı"... Olağanüstü bir filmdi bu;şov
amaçlı değil,hikayesini destekleyen,ve geliştiren,tam anlamıyla
bir atmosfer filmi haline getiren,oyuncularının yürümesini
bile estetik bir bale gösterisi haline dönüştüren,doyumu
olmayan görüntüler,renkler ve müzik...Sıkılganlara göre
bir film değil kesinlikle,ama sinemaya,sinemacılığa meraklı
olanların kesinlikle kaçırmaması gereken bir film...
Velhasıl
kelam lafımın sonuna geldim,bir daha ki sefere daha kısa
yazmaya çalışırım,sağlıcakla kalın...
Ferhat
Neptun
fneptun@hotmail.com
Film
eleştirilerinizi director@sinemafanatik.com
adresine gönderin bizde eleştrilerinizi yayınlayalım.
© 1998 - 2005 Sinemafanatik.com. Her Hakkı Saklıdır. İletişim adresi: director@sinemafanatik.com