Ana Sayfa | Haberler | Vizyondakiler | Pek Yakında | Galeri | Starlar
Forum | Box Office | Özel Efekt | Zoom | Röportaj | Setlerden Eleştiri | Arşiv

eleştiri

Starlar
Vizyondakiler
Pek Yakında

Manolya (Magnolia)

Paul Thomas Anderson' ın ilk filmi "Hard Eight" i görememiş olmama rağmen 95' te yaptığı "Boogie Nights" ile ne denli büyük bir yetenek olduğunu anlamış ve doksanlı yıllardaki favori yönetmenlerimin en üstlerinde bir yere oturtmuştum kendisini ( aslında biraz ihtiyatla ve sonraki işini bekleyerek ). "Boogie Nights" ın ertesindeki filmi herkesçe merakla beklenir olmuştu ve fakat Anderson o derece büyük bir yönetmendi ki "Boogie Nights" ile yakaladığı şöhretin meyvalarını yiyip büyük paralar alarak her sene bir film çekmek dururken yeni filmi için tam beş yıl bekledi ve Danny Boyle gibi başka müthiş yeteneklerin düştüğü o tuzaktan kendini kurtarmasını bildi. Yine orijinal senaryosunu kendi yazdığı, daha girift, daha kompleks, sıradan seyirciye daha uzak ama daha iyi bir filmle perdeye döndü. Bir şaheserle...

Her şeyden önce filmin ismi nereden geliyor diye düşünüyor insan. Kısaca değinirsek Manolya ekseriya Asya ve Amerika' da yetişen, büyük çiçekli ama dökülen yapraklı bir ağaç-ağaççık. Çiçeğinin çevremi sarmal biçiminde dizili çok sayıda parçadan oluşur bu nedenle manolyagiller bazı açık tohumlu fosil bitkileri andırır. Bunları yazmamın nedeni filmle olan doğrudan ilişkisi. Film on bir ayrı karakteri anlatıyor, hepsinin merkezinde Earl Partridge var ve karakterlerin tamamı genel bir bakışla aslında manolyanın ta kendisini oluşturuyor. Karakterlerin her biri çiçeğin dökülen yapraklarına denk düşüyor. Yeryüzündeki hayatın tamamı ise manolyalardan oluşuyor ve yapraklar mütemadî bir yenilenme ile değişip duruyor.

Bunun yanında bir hortum esnasında yeryüzündeki her şey gibi kurbağalar da gökyüzüne yükselirmiş ve onların toplandığı yere de "magonia" denirmiş. Filmin adının finaldeki gelişmelerle de bu şekilde bir bağı olduğundan ne kadar müthiş bir seçim olduğunu ve Anderson' ın da ne denli yaratıcı bir yazar-yönetmen olduğunu belirtmek ve kabul etmek gerekiyor.

"Magnolia" nın konusunu anlatmak çok zor. California' nın güneyindeki San Fernando Vadisinde yaşayan birbirinden bağımsız gibi görünen ama organik şekilde bağlı olan on bir karakterin kişisel ve kimi yerlerde kesişen öykülerine genel bir bakış gibi film. Hepsini birbirine bağlayan karakter olarak çiçeğin özünde ölüm döşeğindeki Earl Partridge ( Jason Robards ) var. Onun küçükken terk ettiği oğlu, "Ayart Ve Yok Et" kitabının yazarı, iflah olmaz maço Frank "TJ" Mackey ( "Kamışa Saygı Duy ve Dişiyi Terbiye Et" ) ( Tom Cruise ), şimdiki karısı keş Linda Partridge ( Julianne Moore ), bakıcısı Phil Parma ( Philip Seymour Hoffman ), yapımcısı olduğu televizyon programının otuz küsur yıllık sunucusu Jimmy Gator ( Philip Baker Hall ), programın altmışlı yıllardaki şampiyonu Donnie Smith ( William H. Macy ), şimdiki şampiyonu Stanley Spector ( Jeremy Blackman ), onun babası Rick Spector ( Michael Bowen ), Jimmy' nin karısı Rose Gator ( Melinda Dillon ), depresif kızları Claudia Wilson Gator ( Melora Walters ), onun yeni tanıştığı, saf ve masum bir ilişkinin arefsine girdiği ve yolu Donnie ile kesişecek olan Jim Kurring ( John C. Reilly )... Tıpkı manolya gibi değil mi? Hakikaten bu kadar çok karakter olması ve hikâyelerinin kesik kesik ve kısa aralıklarla anlatılıyor oluşu hemen hemen bütün seyircilerin kafasını karıştırıyor. Benim üç gidişimde de ( doyamadım daha ) antraktta herkes birbirine "bir şekilde bağlanır herhelde öyküler?" biçiminde umut cümleleri sarf ediyordu. Ve gerçekten de inanılmaz bir güzellikte bağlanıyor ama seyircinin bunu görebilecek kadar kapasitesi olmadığını, olanların da takatlerinin kalmadığını üzülerek gözlemledim. Kurbağa sahnesinde bile alaycı alaycı kahkaha atıldı her üç seferde, siz hesap edin artık...

Nasıl ki Earl Partridge bütün hikâyelerin ve filmin merkezi durumundaysa aslında insanlığa ve yaşama dair ciddi söylemleri olan bu filmin geçtiği yer olan San Fernando Vadisi de bütün dünyanın merkezi gibi aslında. Yani dünyanın bizim hiç görmediğimiz bir yerinde yaşayan on bir kişinin yaşadığı olaylar bunların hepsi ama dünyanın başka yerlerinde her türden, ırktan, dilden, dinden milyarlarca insan aynı pişmanlıkları, iç hesaplaşmaları yaşıyor her Allahın günü. Zaten kurbağaların bir "yağmur" şeklinde geliyor olması filmin "genelliğini" pekiştiren bir unsur olarak karşımıza çıkıyor.

Kurbağaların neden yağdığını anlayamayanlar için ( benim gittiğim seanslarda bu "herkes" idi ) kısaca ona da değinmek gerek. Nasıl ki yağmur olayı yerküredeki suların buharlaşıp yeniden buraya düştüğü bir döngüyse, "Magnolia" daki kurbağa yağmuru da işlenen günahların, insanların sonradan pişmanlık duymalarına neden olacak şeylerin tıpkı buharlaşan sular gibi gökyüzünde bir yerlerde biriktiği, biriktiği ve sonunda patladığı bir olay. Kurbağalar ( herhalde mitolojide bir anlamı falan vardır ) yapılan yanlışların, geri getirilemeyecek olan ve günahlarla geçen zamanın bir ifadesi olarak yeniden insanların başına yağıyor, "biz zamanı unutuyoruz ama zaman bizi unutmuyor". Bu arada mezkur sahnenin beni hayatımda en çok heyecanlandıran, şaşırtan ve adeta koltuğuma çivileyen unutulmaz bir sahne olduğunu da eklemeden edemeyeceğim.

Magnolia" her şeyden önce oyuncularının inanılmaz performanslarıyla övgüyü hak eden bir film. Tabii bunda en büyük payın müthiş yetenek Paul Thomas Anderson' ın oyuncu seçimi ve yönetiminde oluğunu belitmemek olmaz. "Hard Eight" ve "Boogie Nights" da da çalıştığı fetiş oyuncuları, ayrıca Tom Cruise gibi bir süper-süper star, Jason Robards gibi sinema tarihinin dev aktörlerinden birisi ve daha bir çok yıldızdan teşekkül eden inanılmaz derecede kalabalık bir kadroyu nasıl böyle başarılı ve hatta kusursuz bir mizansen ile yönetmiş Anderson, aklım almıyor. Bu kadar kalabalık kadro içinden tek bir oyuncunun performansına kusur bulmak mümkün değil. Ama oyunculuğunun bu denli öne çıktığı bir filmini daha önce görmediğimiz için övgü hususundaki aslan payını Tom Cruise' a vereceğim. Onun durumunda yani bütün kadınların sevgilisi pozisyonundaki bir yıldız için bu rolün ne kadar riskli olduğunu anlatmaya gerek yok herhalde. Üstelik de Anderson ile çalışabilmek uğruna normalde aldığı ücretin yüzde birini alarak belki de ( hiç para almadığını da duymuştum bir yerlerden )... Brad Pitt isimli ilahın "Twelve Monkeys", "Se7en", "Fight Club" gibi filmlerde yaptığı ile aynı şey bu. Üstelik ülkemiz gibi bir yerde bu filme gidilmesinin en büyük nedeni belki de Tom Cruise' un varlığı ama onu filmdeki hâliyle gören hanımlar hem müthiş bir hayal kırıklığına uğruyor, hem de bu durum daha baştan filmi sevmemelerine neden oluyor belki. Onun oyunculuğuna çamur atan ( bari oyunculuğun yermeyin yahu! El insaf... ) sinema yazarlarının resimlerine bir bakın basında, dediğimi anlayacaksınız. Ama bütün bunlar bir yana Cruise' un filmdeki performansı göz kamaştırıcı, inanılmaz, muhteşem vs. vs. Keşke oscar heykelciğini kendisi kapsaydı. Evet oscarın canı cehenneme ama böylece hem oyunculuğu da takdir görmüş olacaktı Akademiden, hem de bu durum promosyon malzemesi olarak kullanılacağından filmin seyirci sayısı da artardı. Hakikaten filmin gösterime girdiği ilk günün ( üstelik ) akşamında seansın ancak üçte biri doluydu. Sırf yönetmeni için bile görülecek bir film bu ama böylesi inanılmaz oyunculara da ayıp olmuyor mu?

Yönetmen Anderson içinse değil kısa bir eleştiri yazısı, koca bir kitap yazılmalı. "Boogie Nights" daki stilize rejisi hemen hemen bütün görenleri mest etmiş ve kendisine hayran bırakmıştı. Burada da aynı tarz devam ediyor ( filmin üçte ikisinde hiç kesilmeyen müzik dahil ) yalnız o filmdeki çekim tekniklerinin bazıları burada kullanılmamış. Orada kameranın arkasında duranın genç bir yönetmen olduğunu adeta haykıran kararmalar, açılmalar, zincirleme geçişler, hiç bitmeyecekmiş gibi görünen upuzun plan-sekanslar ama öte yandan bazı bölümlerde insanı şok eden süratli bir kurgu, kıpır kıpır bir kamera, her türlü ışık oyunu ve daha birçok şeyi dağılmadan, belirli bir bütünlük ihtiva ediyormuş hissiyle vermeyi başaran Anderson, "Magnolia" da da kendi stilize anlatımını devam ettiriyor. Kamerasının hareketleri belki de fonksiyonel görünmeyebilir ve "Ozu çekseydi bu filmi ne fark ederdi ki?" diyebilirsiniz, "bütün bunların anlamı ne?" diye sorabilirsiniz ama Anderson' ın senaryolarını kafasındaki bu tarz rejiyi düşünerek kendisinin yazdığını göz önünde bulundurursanız hem kamerasının o şekilde kullanılmasının bir işlevi olabileceğini anlayabilir, hem de dikkatli bakınca öykülerin yazılış ve kâğıt üzerinde anlatılış biçiminin bu tarz bir direksiyonu gerekli kıldığını görebilirsiniz. Hem kimin umurunda ki? Ortalık beylik yöntemlere sırtını dayamış onca yönetmenin işe yaramaz çalışmalarından geçilmezken Anderson gibi birini bulunca dört elle sarılmak gerek bence. Hem bu kadar ilkeli olacak ( patlamasından sonra dört yıl bekleyebilmek her yiğidin harcı değil ha! ), hem bu kadar müthiş öyküler anlatacak, hem de bu şekil orijinal ve kendine özgü bir stili olacak... Daha ne istiyorsunuz?

Anderson' ın "Boogie Nights" da olduğu gibi bu filmde de kolay kolay zihnimizden atamayacağımız unutulmaz planlar yarattığını da belirteyim. Hele babası ile stüdyoya gelen Stanley' nin arkalarından takiple başlayan ve küçük bir bina turu olarak devam eden upuzun plan için Anderson' ın önünde saygıyla eğiliyorum. Ve kendisini ( yalnızca "Boogie Nights" ile değerlendirmek yanlış olacağından ve yeni filmini ciddi bir kıstas olarak beklediğimden "Doksanlı Yıllar" değerlendirmemde kendisine yer vermemiştim ) doksanların en iyi dört yönetmeninden biri ilan ediyorum ( Coen, Fincher ve Tarantino üçlüsünden biri harcanmaz ki üç diyelim ).

Herşeyiyle insanlığa dair bir film "Magnolia". Umutsuzluğun pençesindeki, verecek sevgisi olan ama kime vereceğini bilemeyen, pişmanlıklarıyla yüz yüze gelmiş, geçmişle hesaplaşan, şefkate muhtaç vs. vs. bir çok karakteriyle yaşam denen sarmala genel ve esaslı bir bakış atıyor ( ve umut veren bir sonla bitiyor ). Vicdan sahibi birinin bu filmi eleştirebileceğini sanmıyorum ama zaten yegâne eleştiri de Robert Altman ustanın "Short Cuts-Sosyeteden İnsan Manzaraları" filminden etkilenmiş olduğu yönünde. Ben mezkur filmi görmedim ( hayattaki en büyük ayıplarımdan biridir ) ama o görüldükten sonra da, eğer subjektif ve art niyetli bakılmazsa bu lirik şaheserle ilgili fikirlerin değişeceğini sanmıyorum.

Manolya bir başyapıt...

( * * * * )

sinefil@veezy.com

SİNEFİL

Film eleştirilerinizi director@sinemafanatik.com adresine gönderin bizde eleştrilerinizi yayınlayalım.

© 1998 - 2005 Sinemafanatik.com. Her Hakkı Saklıdır. İletişim adresi: director@sinemafanatik.com