Ana Sayfa | Haberler | Vizyondakiler | Pek Yakında | Galeri | Starlar
Forum | Box Office | Özel Efekt | Zoom | Röportaj | Setlerden Eleştiri | Arşiv

eleştiri

Starlar
Vizyondakiler
Pek Yakında

Oscar

     Herhangi bir insan sinema tarihinin en iyi filmlerini ( ya da sadece en iyileri ) seçerken genelde en önemli kıstas olarak filmlerin zamana karşı direnebilitesini baz alır. Bu yüzden bu tip listelerde son yıllarda çekilmiş birçok mükemmel film yer almaz. Söz konusu listeler o filmlerin hayranlarını hayal kırıklığına uğratır ve isyan ettirir. Ama bundaki tek sebep o filmlerin rüştünü ispat etmemiş, zamana direnecek ve asla eskimeyecek bir başyapıt olduğunu kanıtlamamış olmasıdır. Sevgili Amerikan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi ( kısaca Akademi ) ise her yıl olduğu gibi bu yıl da bu gerçeği göz ardı edip yılın "en iyilerini" seçecek yarın gece. Ve büyük ihtimalle yine zırvalayacak. Zaman, akademinin bu yılki tercihlerinin de ne kadar saçma sapan olduğunu kanıtlayacak. Ama yine de biz sabahın üçünde merakla televizyon karşısına geçip yine bu oyuna katılacağız.

     Akademinin tercihleri ne kadar sağlıklıdır?

     Bugün dünya üzerinde yapılan on anketin dokuzunda sinema tarihinin en iyi filmi seçilen "Citizen Kane-Yurttaş Kane" in vakt-i zamanında sadece orijinal senaryo ödülünü aldığını göz önünde bulundurursak sorunun cevabı da verilmiş oluyor. 24 yaşında bir gencin ( dahiler dahisi Orson Welles ) sinemaya ömrünü vermiş dinozorların hayatlarında göremeyeceği maddeler ve imkânlar içeren bir anlaşma ve popülarite ile Hollywood' a gelmesini çekemeyen insanların, adaylıklar okunurken her seferinde yuhalayacak kadar nefret ettikleri bu eşsiz başyapıtın gördüğü muamele akademinin tarihindeki en büyük utanç tablolarından biridir.

     Aynı akıbet doksanlarda yeni Orson Welles olarak anılan Tarantino' nun da başına gelmiş, 90' ların en büyük başyapıtlarından "Pulp Fiction-Ucuz Roman" da sadece orijinal senaryo ödülü ile yetinmişti. Tarantino da uzun teşekkür konuşmasında "biliyorum ki, bugün başka ödül vermeyecekler" diyerek akademi üyelerinin yüzünü kızartmıştı. O "Pulp Fiction" ki, Amerikan kültürü denen şeye adeta savaş açan Fransa' da, o yılki Cannes Film Festivalinde herkesin beklentilerinin aksine ödülü "Trois Couleurs: Rouge-Üç Renk: Kırmızı" gibi Fransa' nın doksanlardaki en iyi filmini alt ederek almayı başarmıştı. Ama kendi ülkesinde adeta aforoz edildi.

     Sinema tarihinde film-noir deyince akla ilk gelen filmlerden olan 1944 tarihli katıksız başyapıt, Billy Wilder ustanın "Double Indemnity-Çifte Tazminat" ı da akademiden yana avcunu yalayan filmlerden... Bugün hiçkimsenin adını hatırlamadığı "Going My Way" filmine ödülü veren akademi bir skandala daha imza atmıştı o yıl da...

     Bugün yaşayan en büyük Amerikan yönetmeni kabul edilen ( etmeyen yok ) Martin Scorsese' nin hâlâ bir yönetmen oscarı olmadığını söylersek ne diye bunları yazdığım daha iyi anlaşılır herhalde. Scorsese ustanın Amerikalılar tarafından başyapıt olarak kutsanan filmleri de yine ödül alamadılar: "Mean Streets-Sokaklar-1974", "Taxi Driver-Taksi Şoförü-1976", "Raging Bull-Kızgın Boğa-1980", "The King of Comedy-Komedi Kralı-1982", "Goodfellas-Sıkı Dostlar-1990"... Hele de "Taxi Driver" yerine o yıl hemen hemen tüm ödüllerin "Rocky" ye gittiğini söylersek daha başka bir şey yazmaya gerek var mı?

     Yine yaşayan en büyük Amerikan yönetmenlerinden Woody Allen iki kez Oscar almasına rağmen yıllardır her Oscar ödül töreni gecesinde New York' da aynı bara gidip klarinet çalıyor. Bir gün kendisine niye böyle yaptığı ve Oscarlar hakkındaki görüşleri sorulduğunda "Onların ne yaptıklarını bildiklerini sanmıyorum. O ödülleri kimlere verip, kimlere vermediklerine bakarsanız siz de saçmalığını anlayacaksınız" demiş. Woody böyle buyurmuş, başka söze ne hacet?

     Akademi ödüllerinin önemi

     Anlatmaya pek gerek yok ama kısaca değinecek olursak herşeyden önce akademi ödüllerine aday gösterilmek çok büyük önem taşıyor. Çünkü Türkiye' de hiç kimsenin bildiğini zannetmediğim üzere adaylıkları belirleyenler akademi içindeki meslek gruplarının ta kendisi. Yani en iyi senaryo adaylarını senaryo yazarları, en iyi yönetmen adaylarını yönetmenler vs. belirliyor. Yani "şaklaban" muamelesi görmesine karşın film başına 25 milyon $ alarak "it ürür, kervan yürür" misali yoluna devam eden Jim Carrey açıkça kendisini kıskanan meslektaşları tarafından iki yıldır aday bile gösterilmiyor. Hem de Altın Küre' yi "kazanmasına" rağmen...

     Hasılı, akademi ödüllerine aday gösterilen kişi, meslektaşlarının takdirini kazanmış oluyor, ki bu da kişinin ihya olması için yeterli bir neden. Hele de Hollywood gibi bir cadı kazanında...

     Kazananlar ise sinema dünyasının en prestijli ödülünü alarak hem sanatçılığını kanıtlamış oluyor, hem de aldığı parayı ikiye, üçe vs. katlıyor. Demonstratif örnek Nic Cage' dir. Mike Figgis' in çok iyi filmi "Leaving Las Vegas" a kadar yina iyi bir oyuncu olan ama kimsenin dikkatini çekemeyen, "Coppola' nın torpillisi" muamelesi gören Cage, bu filmdeki performansı ile Anthony Hopkins, Richard Dreyfuss gibi ustaları, Sean Penn gibi yaşayan en büyük aktörlerden birini ve o yıl "Il Postino" nun çekimlerine devam etmek uğruna sağlığını tehlikeye atan ve çekimler sonrası ölen ( toprağı bol olsun ) ve bu avantajla aday gösterilen Massimo Troisi' yi geride bırakıp heykelciği kapınca bir anda itibar görmeye, yeteneği ile takdir edilmeye başladı. 1.5 milyon $ bütçeli bu filmde belki de 150-200 bin $ alan Cage, ödülü aldıktan sonraki ilk filmi olan "Con-Air" da tam tamına 9 milyon $ aldı. Bilmem başka örneğe gerek var mı?

     Bu yılki durum

     Belki de doksanlı yılların en kısır yılını yaşıyoruz. Akademi ödülüne aday filmler arasında başyapıt denecek film kesinlikle yok da, başyapıt seviyesine yakın film var mıdır, tartışılır. Bu yılki tahminlerime geçmeden önce aday filmlerden yalnızca "The Insider" ı göremediğimi belirtmek isterim. Ama bu durum tahminler yapmama engel değil. Neden derseniz, çünkü herkesin ( hepinizin belki ) düşündüğü gibi Oscar ödüllerinde en iyi film ödülü en iyi filme, en iyi yönetmen ödülü en iyi yönetmene gitmiyor. Yukarıdaki örnekler zaten yeterince açıklayıcı ama akademinin geçmiş tercihlerine bakarak görmediğiniz filmleri bile tahminlerinizin içine katabilirsiniz.

     Bu yıl da adaylar açıklandığı zaman yine bariz şekilde hakkı yenenler olduğu ortaya çıktı ( Adaylıklar konusunda yani ). Akademi zaten bunu hep yapıyor zira 1985' te "The Colour of People" filmi tam 11 dalda aday olmuş ama yönetmen Steven Spielberg dikkate alınmamıştı ( Spielberg hem de ). Dört yıl önce 9 dalda aday gösterilen "Apollo 13" in yönetmeni Ron Howard ile 7 dalda aday gösterilen "Sense and Sesibility" nin yönetmeni Ang Lee de aynı akıbete uğramıştı. Yine aynı yıl "Leaving Las Vegas" filminin erkek ve kadın oyuncusu ile yönetmeni aday gösterilmiş, film unutulmuştu. Aynı şey "Dead Man Walking" filminde de aynı şekilde geçerliydi. Örnekler çoğaltılabilir.

     Bu yılsa aday olan tüm filmler kadar hatta daha iyi ve güzel olan "Fight Club" ile doksanların en iyi yönetmenlerinden David Fincher yine aforoz edilmiş durumda. Kolaylıkla söylenebilir ki bu yıl Fincher' ın filmindeki rejisinden daha iyi bir yönetim yoktu hiçbir filmde. Diğerleri birbirinin aynı olan, klişelere yaslanmış ve orijinallik ihtiva etmeyen anlatımlar. Üstelik dört dalda aday gösterilen "The Green Mile" ın yönetmeni Darabont' un diğer yönetmenlerden aşağı olan tarafı neydi ki aday gösterilmedi? Veya "Man on the Moon" daki Forman' ın? Bence ödülü hangisi alırsa alsın diğerlerine haksızlık olacak. Ama ben akademinin "Heat" te yaptığı ayıbı örtmesi için ödülü Michael Mann' a vermesini istiyorum, can-ı gönülden.

    Senaryosu ve yönetmeni aday olan "Being John Malkovich" filmi de harcanmış bu arada.

    Benim adaylarım

    En iyi film: American Beauty
    Aktör: Kevin Spacey ( American Beauty )
    Aktris: Annette Bening ( American Beauty )
    Yönetmen: Sam Mendes ( American Beauty )
    Yardımcı Rolde Aktör: Michael Caine ( The Cider House Rules )
    Yardımcı Rolde Aktris: Judi Collette ( The Sixth Sense ) veya Catherine Keener ( Being John Malkovich )
    Orijinal Senaryo: Being John Malkovich by Charlie Kaufman
    Uyarlama Senaryo: The Green Mile by Frank Darabont

    Kazanmasını istediklerim

    En iyi film: The Insider
    Aktör: Sean Penn ( Sweet and Lowdown )
    Aktris: Juliane Moore ( The End of the Affair )
    Yönetmen: Michael Mann ( The Insider ) olmazsa Lasse Hallström ( The Cider House Rules )
    Yardımcı Rolde Aktör: Haley Joel Osment ( The Sixth Sense ) olmazsa Tom Cruise ( Magnolia )
    Yardımcı Rolde Aktris: Judi Collette ( The Sixth Sense )
    Orijinal Senaryo: Being John Malkovich by Charlie Kaufman
    Uyarlama Senaryo: The Green Mile by Frank Darabont

    Yazıyı akademiyi Allaha havale ederek bitiriyorum.

sinefil@veezy.com

SİNEFİL

Film eleştirilerinizi director@sinemafanatik.com adresine gönderin bizde eleştrilerinizi yayınlayalım.

© 1998 - 2005 Sinemafanatik.com. Her Hakkı Saklıdır. İletişim adresi: director@sinemafanatik.com