Ana Sayfa | Haberler | Vizyondakiler | Pek Yakında | Galeri | Starlar
Forum | Box Office | Özel Efekt | Zoom | Röportaj | Setlerden Eleştiri | Arşiv

eleştiri

Starlar
Vizyondakiler
Pek Yakında

M:I-2 Yazısının Ardından

Sinemafanatik sitesine yazı yazmaya ilk başladığım günden beri ( tam bir yıl önceydi ) o yazılarla alâkalı olarak toplam beş yüze yakın e-posta almışımdır ( aslında mütevazı ve ihtiyatlı bir rakam bu, daha fazla olması çok muhtemeldir ). Bunlardan sadece son "Mission: Impossible" yazısında bahsettim. Ve öyle garip ve üstü kapalı şekilde bahsettim ki, okuyan herkes yanlış anladı. Çünkü ben yanlış anlattım. Ve bu -gecikmeli- düzeltme yazısını yazma mecburiyetinde kaldım.

Bana gelen postalar yüzünden yazmayı bırakmam ( "yazmayı bırakmak" lafı da aslında bu "yazma" işini hak ettiğinden biraz fazla büyütmek oluyor ya, neyse ) doğru ancak bu o yazıların eleştirel olması yüzünden değil, bilakis biraz fazlaca "sitayiş yüklü" olmasından kaynaklanıyordu. Beş yüz civarındaki o yazıdan sadece bir tanesi yazılarımı eleştiriyordu, o da bu siteye daha önce yazmış bir arkadaştandı. Onun dışındakilerin "tamamı" yazılarımı çok beğendiğinden vs. dem vurdu sürekli. "Bunda seni rahatsız eden ne o zaman?" diyorsanız, bunun salt benim yapımla ilgili ( bu siteye kendi ismiyle değil, rumuz ile yazı göndermeyi tercih eden yapının ta kendisi bu ) ve son derece orijinal bir rahatsızlık olduğunu belirtmek isterim. Hangi filme gideceğini bana soran çok ciddi bir kitlenin yavaş yavaş husule gelmesi, okul bitirme derdinin yanında bir de o kadar fazla yazıya ( kalp kırmamak için ) yanıt yazma durumu beni canımdan bezdirdi. Dolayısıyla yanıt yazamadığım onlarca kardeşe de buradan "kusura bakmayın" diyebilirim ancak. Ayrıca sıradan sinema seyircisine giydirdiğim ( sıradan olmalarına değil, "sıradan kalma hususundaki ısrarlı tutumlarına" bir giydiriştir bu ) onca yazıyla ilintili olarak, direkt sıradan izleyiciden onca tebrik almak da beni dumura uğrattı doğrusu.

Neyse ki "niye yazmıyorsun artık?" şeklinde hesap sorucu yazılara bu şekilde "umumi" bir yanıt verme fırsatını bulabildim. Ne mutlu bana...

Bu yazının yazılma nedenlerinden diğerine gelelim. "The General's Daughter" ve "Mission: Impossible" yazılarında eleştirmen tayfasına karşı takındığım bir tavır vardı hatırlarsanız. Eleştirmenlerin sıradan seyirci üzerindeki etkilerinden bahsederek, gerekli sorumluluğun bilincinde olunmadığı ile ilgili olarak yazılmış o yazılara, yukarıda belirttiğim gibi sıradan seyirciden gelen "aynen katılıyoruz, yaşa!" şeklindeki tepkiler beni biraz şaşırttı açıkçası. O takdirlerini sunan arkadaşlar şunu bilmeli ki onların bu kayıtsız şartsız pozitif tepkisi beni de o tayfanın içine atıvermiş oldu aslında. Çünkü herhangi bir sanat ürünü ile ilgili olarak eleştiri yazmanın kötü bir tarafı olamaz, kötü olan şey o yazıyı yazan kişinin salt kişisel beğeni ve tercihlerinin dışa vurumu olan o yazının gerektiğinden fazla, üzerinde düşünülmeden ve kafa yorulmadan benimsenmesi, ve o eleştiri yazısının okuyan tarafından bir süzgeçten geçirilmeden, adeta "eleştirilmeden" kişisel bazda kabul görmesidir. Ve eleştirmenlere atıp tutar görünen o yazımdan nasiplenen asıl kitle eleştiri yazılarını okuyan ve çok daha geniş bir skala teşkil eden o kitledir aslında.

Sinema eleştirmenlerinin yaptıkları işin tek bir bölümünün eleştirisidir aslında onlar ( bu arada sinema eleştirmenliğini salt o işten ibaret olarak icra eden eleştirmenlerin olduğu da su götürmez tabii ). Çünkü sinema eleştirmenleri aynı zamanda birer sinema yazarıdır. Ve film eleştirmek o işin sadece bir yönüdür. Ve aslında anlamsız bir yönüdür. Çünkü film eleştirisi objektif olarak bakıldığında sürüye "şunu yap, bunu yapma" demekten başka bir şey değildir. Bunun neticesinde "niye vardır?" demek de abes olmaz elbette. Ama daha önce de belirttiğim gibi film öven eleştiri yazılarını bu değerlendirmenin dışında tutabilirim. Çünkü yazarın filmi kendi sanatsal beğenilerinin süzgecinden geçirerek yazdığı o yazı, filmle ilgil olarak başka hiç bir yazarın göremediği bir noktaya, hususiyete ilişkin olabilir ve onun seyircilere sunumu iyi bir şeydir doğal olarak. Ama yazarın "sadece kendisine göre" kötü olan şeyleri yazmasının bir manası yoktur. Çünkü film iyiyse o kişinin gördüğü olumsuzluğun herhangi bir kıymeti harbiyesi de yoktur. "Pulp Fiction" gibi bir filme kompleksli Hollywood eleştirmenlerinden ülkemize kadar sirayet eden bir yaylım ateş de söz konusuydu vakti zamanında, ona yağdırılan övgüler kadar. Öyle ki filme beş üzerinden iki yıldız veren yazarlarımız var bizim. Ama onları kim ipler ki? Geçen zaman Tarantino'nun sinema denen şeye o yazarların hepsinden daha vakıf, çok zeki ve yaratıcı bir sinemacı olduğunu kanıtladıktan sonra? Ama Tarantino'nun bu eşsiz filmiyle ilgili olarak yazılan her olumlu yazı önemlidir ve iplenir. Yani onlara "sen kendin beğenmişsin, ne olmuş?" denemez. Çünkü o yazılar sayesindedir ki, bugün filmin içerdiği tüm bilmeceler çözülebilmiştir ( çanta hariç ). Yani müspet eleştiri yazısını kimseye zararı olmaz, bilakis bir çok kişiye faydası olabilir ( özellikle hikaye merkezli olarak film seyreden sıradan sinema seyircisine ). Yazar engin bilgisinden istediği kadar inci tanesi döktürebilir o yazıda, zararı yok.

Ama menfi film eleştirisi neden yazılır? Bu konuyla ilgili olarak yazdığım üçüncü yazıda, üçüncü kere belirtiyorum ki mantığın alacağı bir cevabı bulunmayan bir soru bu. İnsanlara "bakın siz göremiyorsunuz ama ben görüyorum, bu film inanılmaz bir cevher, bir başyapıt vs." diyen biri anlaşılabilir, hatta fonksiyonel biçimde yazısı insanların da o "şeyleri" görmesini sağlayabilir. Bu da iyi bir şeydir. Ama "herkes iyi diyor ama bakmayın, bu film rezalet, niye yapılmış anlamadım, sinema dediğin şey........" diye yazılmış bir yazı kime, ne sağlar? Yazarın kendisi için o yazı bildiği şeyleri bildiğini herkese söyleme ve gösterme vesilesidir, adeta bir kendini kanıtlama çabasıdır, dolayısıyla ona sağladığı bir şey vardır ama onun dışında kim faydalanır bu yazıdan? "Bu hafta var ya, tam bin yedi yüz elli dört kişi benim eleştirimi okuyup o filme gitmekten vazgeçmiş, ne güzel di mi?" şeklinde bir öğüntü mü mevzu bahistir camiada? Karar sizin.

Yalnız bu kararı veren ve bana "yaşa, çok doğru söylüyosun!" diye posta gönderen arkadaşlara yukarıda söylediğim ( "yukarıda söylediğim" ne demek ya? yazarak nasıl "söylenir"? ) şeylerin nedenine gelelim. "Sinema eleştirmenliği şudur, budur" diye atıp tutuyoruz burada ama her şeyden önce hatırlanması gereken benim de burada o kimlikle ( eleştirmen kimliğiyle ) yazı yazdığımdır ( yani eskiden demek istiyorum ). Ama yazdıklarımla paralel yönde hareket edip etmediğimin hesabını sormak okuyanların işidir. Ben beş üzerinden "iyi" olarak değerlendirdiğim üç yıldızlık filmlerin eleştirisini yazdım hep; yani her hafta "en az" bir kere sinemaya giden biri olarak son bir senede yirmi beş veya otuz filmin eleştirisini yazmadığım anlamına gelir bu. Çünkü yazsam her biri menfi eleştiri olacaktı o yazıların ( artık iyileri de yazamıyoruz zamansızlıktan ve yukarıda açıklanan malum nedenlerden ). Dolayısıyla yazmadığım için bu konuda vicdanım rahat.

Ama burada yanlış yönlendirmemeye fırsat vermemek için sinema yazarlarının, eleştirmenliğinden öte asıl işlerine de değinmek, vicdanımın tam olarak rahatlaması için şart görünüyor. Benim eleştirmenlere giydirdiğim yazıları okuyanlar aklından çıkarmasın ki sinema yazarları, sinemayı sıradan sinema seyircisinden kıyaslanmayacak kadar daha iyi bilir. Zaten onların işi bu ve onlar sıradan olmadığı için sinema yazarı olmuştur ( aralarında sıradandan daha sıradan, bayağı olanlar yok anlamına gelmiyor bu ). Yani o kişiler hayatlarını sinemaya vermiş kişiler, ortalamaya vursanız hayatları günde üç film izlemekle geçmiştir. Sinema konusundaki okuma ve araştırmaları da cabası. Şahsen ben sinema tarihinin -istısnalar hariç- hemen hemen tüm başyapıtlarını görmemiş olsam, sabahlara kadar en ucuzundan en iyisine kadar klasikleri seyretmemiş, yüzlerce sinema kitabı devirmemiş olsam bu, "bir internet sitesine ( ama en iyisine ) yazma" şeklindeki şu eleştirmenliğe bile mezun görmezdim kendimi. Ve tek bir yazı da yazmazdım. Kaldı ki onlar bu işi para kazanmak için yapıyor, varın yetkinliklerini, en azından öyle olmak için göstermek zorunda oldukları çabayı siz düşünün.

Dolayısıyla eleştirmenleri eleştirirken de olayı her yönüyle düşünmek gerek ( toplumun bazı kesiminde eleştirmenleri eleştirmek bir hastalık çünkü, onlar eleştirmenlerin sahip olduğunu belirttiğim kompleksin iki katına sahip ). "Eleştirmenler seyircinin beğendiği filmi beğenmez", "eleştirmenler Amerikan sinemasına karşıdır" gibi içi boş tenkitler yapmamak lazım. Onun yerine "Kardeş bu filmi neden yeriyorsun? Hoş, senin yazın benim filmle olan kişisel ilişkime dokunamaz bile ama, senin bu filmle olan kişisel problemin nedir ki hem zamanını, hem alın terini harcayıp onu kötülüyorsun? Kime ne faydası var bu yazının?" gibi sorular sorulabilir. Ben de bunları soruyorum zaten.

Spor eleştirmenleriyle küçük bir kıyas yaparak olayı somutlaştıralım. Sinema yazarlarına yukarıda belirttiğim içi boş eleştiriyi getiren insanlar arasında futbol eleştirilerini okuyanlar da vardır. Ben onları okurken çoğunun futbol konusundaki sınırsız ve kerameti kendinden menkul ( böyle yazıyorum çünkü çoğu futbolun içinden gelmekte ) cehaletlerine gülerim. Ama onlara kızmam. Birisi çıkıp "Hagi çok kötü futbolcu, şundan dolayı..." gibi bir eleştiri getirse kim onu dinler ya da tınlar? Dolayısıyla bunu yazmanın örtülü bir başka amacı olması çok muhtemeldir. Ama Hagi'yi öven bir yazı kimseye bir zarar vermeyeceği gibi gözden kaçan hususlara değineceği için, kimilerine bilmediği şeyler öğretebilir. Filmler de böyle işte. Nasıl ki futbolcunun karakteri hakkında yazılan yazılar insanları kızdırıyorsa, filme kötü deyip bir de bunun için yazı yazmakla kalmayıp, üstüne onu binbir emekle yapanlara ( emek harcamakla yapılmış olmak tek başına bir hususiyet değildir, o emeğin hüsnüniyetle harcanması esastır elbet ) hakaret eden eleştirmenler de var. Bunların nefes alması bile fuzuli ama öte yandan psikolojileri de incelemeye seza tabii ( bu arada Hagi'den nefret ettiğimi belirteyim de o konuda "taraf" bir örnek vermediğim anlaşılsın ).

Velhasıl sinema yazarlarına içi boş eleştiri yapmak ya da onlara yöneltilen "haklı" eleştirileri kayıtsız sahiplenmek yerine, her yazıyı, her görüşü inceleyip doğru sonuçlara ulaşmak önemli. Türkiye'de sinema eleştirmenliği dendiği zaman benim aklıma ilk gelen ismi de burada belirtmekten çekinmiyorum. Sinema tarhine gönlünü vermiş, zerre komplekse sahip olmayan, sinemayı sinema olduğu için seven ve hakkında zannımca en bilgili kişi olan Mehmet Açar. İdeal sinema eleştirmeni olarak söyleyebileceğim kişilerden biridir kendisi. Bunun içindir ki şu an çoğunuz "nerede yazıyor?" diye sormakta. İsmi de böyle demeniz için verdim zaten. Yani sinema eleştirmenlerine atıp tutarken de her hususu tam anlamıyla değerlendirip değerlindirmediğimize iyi bakalım. Olay bundan ibaret.

Son olarak bana gelen yazılarda ısrarla sorulan eleştiri yazmadığım filmler var ( hem iyileri hem kötüleri ). Onlarla ilgili yorumum merak ediliyormuş. Bunun için en kısa ve net yorum şekli olan "yıldız verme" işine baş vuracağım. Geçen sene sezonun başladığı Eylül ayından beri gördüğüm filmler arsında hatırladıklarıma verdiğim yıldızlar bunlar. Tek tek yanıt yazamadıklarıma toptan bir cevap olur bu.

The Matrix (****)
Star Wars: Episode One - Phantom Menace (****1/2)
Big Daddy (**1/2)
An American Pie (***)
A Civil Action (***1/2)
Box of Moonlight (****)
The Blair Witch Project (*)
Eyes Wide Shut (***1/2)
Notting Hill (***1/2)
Üçüncü Sayfa (***1/2)
A Simple Plan (***1/2)
Just the Ticket (**)
Ed TV (***)
Harem Suare (***1/2)
Deep Blue Sea (**)
Wild Wild West (*)
Salkım Hanım'ın Taneleri (***)
Asansör (*1/2)
The General's Daughter (*)
Kaç Para Kaç (***1/2)
Fight Club (****)
Random Hearts (**)
Mayıs Sıkıntısı (****)
The World is not Enough (***)
Austin Powers2: The Spy Who Shagged Me (***1/2)
Kahpe Bizans (***)
The Sixth Sense (***)
American Beauty (***1/2)
The General (****)
Man on the Moon (***1/2)
Fear and Loathing in Las Vegas (? [hayatımda seyrettiğim en manyak filmlerden biriydi ama tekrar görmeden yorum yapmam Gilliam ustaya haksızlık olur] )
The Green Mile (***1/2)
The Insider (****)
The Talented Mr. Ripley (***1/2)
The Cider House Rules (***)
The Beach (**1/2)
October Sky (***1/2)
The Hurricane (***1/2)
Güneşe Yolculuk (***1/2)
Magnolia (*****)
Erin Brockovich (***1/2)
Scream 3 (**1/2)
Bringing Out the Dead (****)
Toy Story 2 (*****)
Boys Don't Cry (****)
Gladiator (****)
Fasulye (**1/2)
Todo Sodro Mi Madre (****)
Mission: Impossible 2 (***1/2 [eleştiri yazısındaki dört yıldız siz de takdir edersiniz ki gaz sonucu tepkiyle basılmıştır] )
Buena Vista Social Club (****)
Three to Tango (***)
The Story of Us (**)
Pi (***1/2)
Romeo Must Die (**)
Titan AE (****)
Holy Smoke (****)
Play it to the Bone (***)
The Perfect Storm (****)
Hollow Man (**1/2)
The Whole Nine Yards (***)
The Ninth Gate (****)

sinefil@veezy.com

SİNEFİL

Film eleştirilerinizi director@sinemafanatik.com adresine gönderin bizde eleştrilerinizi yayınlayalım.

© 1998 - 2005 Sinemafanatik.com. Her Hakkı Saklıdır. İletişim adresi: director@sinemafanatik.com