Altıncı
His (The Sixth Sense)
Ne
olabilir. Ne olabilir. En iyi psikolog ölü psikolog demek
istemiş olabilir mi yönetmen Shyamalan. Tabii ki hayır ama
psikoloji konusundaki yeni açılımları çok farklı olarak
anlatırken, şizofrenik insanların da beyinlerinde yaşadıkları
durumların farklılığını da açıklıkla ifade ediyor.
Küçük
bir çocuğun yaşadığı sıkıntılar, başkalarının göremediği
görüntüleri görebilmesi, dış yardım alarak onlara yardım
edebilmesi, öldüğünden haberi olmayan bir adam ve ölümün
gerçekliğini farketmesi. Filmin konusu kısaca böyle.
Bir
psikologun yaptığı hatanın hayatına malolması ile başlayan
film, sanki bir gerilim filmi gibi tüylerimizi ürpertirken
çok önemli derin yapı mesajları da veriyor, almak isteyenlere.
Bu filmi korku ile izleyenler canlı olduklarını kontrol
etmek için sürekli yanındakilerle konuşuyor veya hareket
ediyor. Bu benim yaşadığım tecrübede böyle oldu.
Sevgisizlik,
anlaşılamamak, anlatamamak çatlak olarak etiketlenmek yalnızca
çocukların ve ölülerin değil, bizlerinde korktuğu bir durum.
Sırlarımızı kendimizde saklayarak onları paylaşacak kimse
bulamamak çok kötü, hele bu sırlar bizi korkutuyorsa. Beynimizi
ve beynimizde gerçekleşebilecek şeyleri bilemediğimiz için
korkularla sınırlamayı ve onun işlevlerini yerine getirmemesini
daha uygun buluyoruz veya böyle yetiştiriliyoruz.
Psikologun,
hem de validen ödül alan psikologun hem yaptığı hatanın hayatına
malolması ve işini de önemsediği için daha sonra kendisine
ve dolayısıyle karısına ayırdığı zamanın azaldığının az olduğunu
farkederek itiraf etmesi, duyulan silah sesinden sonra filmi
gidişini değiştiriyor. Shyamalan psikologun ölü olduğuna dair
mesajları çok açık biçimde vermesine rağmen seyredenler, çocuğun
korkularını ve yaşadıklarını algılarken, kendi çocukluklarında
yaşadıklarını düşünürken, farkedemiyorlar ve büyük bir şaşkınlığa
düşüyorlar.
Çocuklara
ve insanlara farklı şekilde yaklaşılması gerektiğini ifade
eden Shyamalan, hem insanlar ölülerin de yardım edebileceğini
ifade ederken, mistik bir tavrın ve Hint felsefesinin temel
mesajını da vermiş oluyor.
Gerçekten
çocuklarla, gençlerle, insanlarla doğru iletişim kurabilmek
için ölmemiz gerekmez aslında. Yaşarken kendi önemimizin
farkına varırsak ve araçları (burada psikologun mesleği)
önemsemezsek yaşadığımız dünya çok farklı olabilir. İnsanların
sorunlarını çözmek için, o insanların yaşadıklarını tam
olarak kavramaya çalışıp, korkularından kurtarabilirsek
insanlara en büyük yardımı yapmış oluruz, kim olursak olalım.
Filmin sonundaki sahnede annesini ağlatan çocuk annesinin
algılarına çok önemli katkılarda bulunurken, daha önce böyle
bir şeyi anlatsa yiyeceği çatlak sıfatından da kurtuluyor
ve sevgi akışı o noktada başlıyor.
Evet,
film mesajları itibariyle enteresan bir konuyu işlemiş ve
psikoloji de, Freud’cu psikolojideki eksikleri gözönüne
sermiş görünmekte. Gerçekleri ölüler gibi bizler de bozuyor
ve görmek istediğimiz gibi görüyoruz gerçek kabul ettiğimiz
gerçekleri, oysa gerilip çekilmeye çok müsait her ger çek.
Haley Joel Osment gerçekten muhteşem oynuyor ve küçük yaşına
ve Bruce Willis’e rağmen oyunu sürüklüyor.
Verdiği
yanlış mesaj ise altıncı duyunun varlığı ve bunun korku
olduğunu ifade etmesi. Altıncı duyumuz varolsa bile bu korku
olmayacaktır ve her korku duyularımızı zengin olarak kullanmamız
önündeki en büyük engeldir. Her insanın çocukluğunda duyduğu
korkuları kullanarak filmin ticari başarısını da sağlamaya
çalışıyor Shyamalan.
Bu
yorumu okuduktan sonra hayatınızda hiçbirşeyden, hiçbir
zaman korkmamanız dileğiyle.
Cengiz
Eren
cengizeren@yahoo.com
www.erenlp.com
Film
eleştirilerinizi director@sinemafanatik.com
adresine gönderin bizde eleştrilerinizi yayınlayalım.
© 1998 - 2005 Sinemafanatik.com. Her Hakkı Saklıdır. İletişim adresi: director@sinemafanatik.com