Kimin
umurunda! Zor olan iyi bir film yapmak. Bob Zemeckis bana
George Lucas'ın kendisine bütün filmlerin ikilik sistemde
olduğunu söylediğini söylemişti. Lucas, bir film ya sıfırdır
ya da birdir diyor.
Çok
fazla senaryoyu geri çeviriyor musunuz?
Yapmamın
mümkün olmadığı çok fazla şey var. Eğer bir filmi mutaka
belli bir zamanda yapmak istiyorlar ve ben bu zaman için
uygun değilsem, kaçırdığım için üzülmemek için senaryoyu
görmek bile istemiyorum. Sanırım eskiye oranla görmeden
geri çevirdiğim senaryo sayısı daha fazla.
Bir Bond filminde
kötü bir karakteri oynamayı düşünür müydünüz?
Hayır,
sanmıyorum. Biliyorsunuz bunun para ile ilgisi yok. Hangi
karakter olduğuyla da. Ne zaman ve ne olduğu önemli ve
içindeki materyal hepsi bu.
Kevin
Spacey'nin American Beauty filmindeki rolünü oynamak isterdim
dediğiniz doğru mu?
Spacey'nin rolünü oynamak isterdim. Tabii sinema salonunda
filmi izledikten sonra "Bana bu şans gelse hemen
atlardım" demek kolay.
Demekki
insanların söylediği doğru. Biraz da karanlık roller oynamak
istiyorsunuz.
Sizce
o rol karanlık mıydı? Sadece bir adamdı. Spacey'nin karakterinin
geçirdiği evreleri anlayabiliyorum. Bunun karanlık olduğunu
hiç düşünmedim. Tamamiyle insani ve akıcıydı. Benim ilgimi
çeken şeyler sadece bunlar.
Her
ikinizin ismi de En İyi Aktör Oscarı adaylığı için geçiyor.
Buna
karşı vereceğim bir tepki yok. Her sene büyüyen bir yarışmanın
bir parçası bu. Ne yapabilrsiniz? Sanırım sinema için
iyi ve eğlenceli bir gece olacak.
The
Green Mile'da yaşlılık halinizi Dabbs Greer'in oynamasıyla
hayal kırıklığına uğradınız mı?
Oh
hayır. İzleyici çok akıllı. Titanic'de Kate Winslet'in
makyajla yaşlandırılmasını yerlermiydi sizce? Ya da Saving
Private Ryan'da Matt Damon? Bunu, filmlerin 22 günde çekildiği
ışık ve film kalitesinin ilkel olduğu, makyajı farkedemeyeceğiniz
dönemlerde yapabilirdiniz. Şimdi ise insanlar "Bu
üç kat makyaj altında kendini yaşlı bir adam gibi göstermeye
çalışan Tom Hanks" derlerdi. İşe yaramazdı.
Bu
aralar hep erkek oyuncularla birlikte oynuyorsunuz.
Saving
Private Ryan'dan önce hiç erkeklerle çalışmamıştım.
Hep güzel bir kadınla bir aşk hikayesi oynuyordum, sonra
bu değişti. Belirli bir hikaye aramıyorum. Hikayenin masama
gelmesini ve beğenip bir parçası olmayı istemeyi bekliyorum.
The
Green Mile
'ı yapmak gerçekten iki yıl mı sürdü?
Aslında
iki yıl gibi geldi. Senaryoyu bir buçuk yıl önce okudum.
Temmuz 98'de çekimlere başladık. Aralık geldiğinde hala
işimiz bitmemişti.
Çekimler
üç ayın üstüne çıktı.
Tanrım,
evet. İki hafta geçtiğinde bunun çok uzun çekimlerden
biri olacağını anlamıştık. Bazen herşey çok çabuk olur,
bazen olmaz.
Neden
bu kadar uzun sürdü?
Sanırım
yönetmen Frank Darabont senaryoyu da uyarladığı için çok
özel fikirleri vardı. Frank çok yoğun bir film çekti.
Filmin her karesinde bunu görebilirsiniz.
Sette
Stephen King ile tanıştınız, değil mi?
Frank
bana projenin büyükbabasının sete geleceğini söylememişti.
Ve doğum günüydü. Ben "Nasılsınız" dedim o da
"sana teşekkür ediyorum yoksa burada olmazdım"
dedi. Doğum günü pastası yedik ve birkaç resim çektirdik.
Bir
Stephen King hayranı mısınz?
Çok
büyük bir hayranı değilim. Video kasedi çıkmadan önce
The Stand kitabını okumuş ve döneminin Gone With the
Wind'i (Rüzgar Gibi Geçti) olduğunu düşünmüştüm. Bu
yüzden bu kitabı okuyunca çok şaşırmadım. Hikayeye bir
gerçeklik getirebiliyor. Kendimi bir akşam yemeğinde hikaye
dinler gibi hissediyorum.
Çok
devasa bir insan olmasından dolayı Michael Clarke Duncan'dan
çekindiğiniz oldu mu?
Anlık
bir çekinme faktörü oluyor fakat bu hemen geçiyor. Birlikte
çalışmamız için mükemmel bir filmdi. Her ikimizde birbirimizi
koruduk ve iyi zaman geçirdik.
Sondaki
infaz sahnelerinin çekimi nasıldı?
Oldukça
ürperticiydi. Bir duyguyu oluştururken yalan söyleyemezsiniz.
Duygusal yönden çok yoğun bir gündü. 3 saat boyunca çalışıp
biraz bekliyorsunuz, sonra iki saat daha çalışıyorsunuz.
Bunu yaklaşık 72 saate meydana bitirdik.